New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

HAYATA DÖKÜLEN NOTALAR
MÜZİK ve DANS

Geniş bir alana yayılmış olması ve bir çok halkın birlikteliği, Rusya müziğine büyük bir çeşitlilik, farklı stiller ve renkli etkiler getiriyor. Rus kimliğinin simgesi olarak kabul edilen bütün bu müzikler, her zaman özellikle korunmuş ve kültürel alanda hep öne çıkarılmış.

 

Eğlenceli ve şakacı “Kalinka”, aşkı dillendiren “Korobeiniki” ya da asla eskimeyen “Kara Gözler”. Bu melodileri dinleyip etkilenmemiş olan var mıdır? Ya da Rimski-Korsakov’un Binbir Gece Masallarından esinlenmiş ünlü Şehrazad Senfonisini, Rahmaninov’un Piano Konçertosunu veya Çaykovski’nin Kuğu Gölü balesini ve Bolşoy Bale Tiyatrosunun muhteşem performanslarını...
 
 
Rusya’da müzik ve dans en üst düzeyde yapılan bir sanat dalı, ve bu alanda halk ezgileri ile klasik müzik birbirini etkileyip, olağanüstü eserlerin doğmasını sağlıyor. Rusların, volinka, balalayka, lira, dombra, kantele ya da dohol gibi kendilerine özgü çok değişik enstrümanları da var.
 
Ülkede, halk müziği dışındaki ilk çıkış dini müzikte olmuş. Ardından, Batı müziği ile tanışılmış ve uluslararası düzeydeki eserleriyle dünyayı sarsan Rus besteciler ortaya çıkmış.
 
Klasik müziğin yıldızları
 
Örneğin, Pyotr Çaykovski. Bugün dünyanın en çok dinlenen müzisyeni olduğu söyleniyor. Rus senfonik müziğinin, “Yevgeni Onegin” ve “Maça Kızı” operalarının, “Kuğu Gölü”, “Uyuyan Güzel”, “Fındıkkıran” balelerinin yaratıcısı. “5.Senfoni”si ilk çalınışından beri popülaritesini hiç kaybetmemiş. Aşırı hassas, çağdaşlarından daha Batılı, harikulade bir şef, melodi duyusu da mükemmel biri olarak niteleniyor. Büyük hayranı, soylu ve zengin Nadejda von Meck, yıllarca parasal olarak destek olmuş sanatçıya. Petersburg’ta, kimi yorumlara göre koleradan ölmüş. Kimileri de intihar ettiğini düşünmüş. Cenaze töreni Kazan katedralinde yapılmış.
 
Sergey Rahmaninov da 20.yüzyılın en büyük bestecilerinden. Müthiş yeteneği ve üretim hızıyla tutku ve hüzünle dolu romantik eserler çıkarmış ortaya. Bestelerinde Ortodoks şarkıların, kilise çanlarının ve Çaykovski’nin izleri var. En çok 2 ve 3 no’lu piyano konçertoları ve Ölüler Adası senfonisiyle tanınıyor. Amerika ve Avrupa’da pek çok konser vermiş. ABD’de akciğer kanserinden ölmüş. Süper bir hafızaya sahip olduğu, bir kere dinlediği müziği hiç unutmadığı, bir kere çaldığı parçayı yıllar sonra aynen yeniden çaldığı anlatılıyor.
 
Nikolay Rimski-Korsakov ise 19.yüzyıl ikinci yarısının en büyük bestecilerinden. Çalışkan, alçakgönüllü, kendini yenileyen, özeleştiri yapmayı bilen, müzikte abartıdan hoşlanmayan, müthiş yetenekli biri. Çok ünlü öğrenciler yetiştirmiş. En bilinen eseri Binbir Gece Masalları‘ ndan esinlendiği Şehrazad senfonisi, inanılmaz bir başarı yakalamış. Folklor ve masallara dayalı temalar kullanan sanatçı, dünyanın birçok yerini dolaşmış.
 
Gelgitlerle dolu, bunaltıcı bir hayat süren, inanılmaz üretken Dmitri Şostakoviç ise, bazen beğenilmiş ve takdir görmüş, bazen de halktan kopmak ve burjuva zevkine hizmet etmekle suçlanıp, aşağılanmış. O da, sonunda iki tür beste yapmaya başlamış: rejime hoş görünecek eserler ve kendi iç dünyasının ürünü olanlar. Şostakovç’in iki senfonisinin ayrı bir yeri var: Coşkulu ritmi ile hemen farkedilen 5.senfonisinin son bölümü, bugün pek çok vesileyle hala kullanılıyor. 7.senfoniyi yazmaya ise Petersburg’ta kuşatma sırasında başlamış, tahliye edildiği Kuybişev’de bitirmiş. Kuşatma sürerken, bütün risklerine rağmen radyodan canlı olarak bütün ülkeye yayınlanmış. Senfoni bu nedenle, direnişin ve Rus kültürünün simgesi sayılıyor.
 
Rus müziğinin Puşkin’i sayılan Mihail Glinka ise; ilk Rus operası olan “Çar Uğruna Bir Hayat”ı yazmış. Rusya Federasyonu’nun 1991–2000 arasında ulusal marş olarak kullandığı Vatan şarkısının da bestecisi. Kimyager ve doktor Aleksandr Borodin de, ünlü Prens İgor operasının bestecisi. Liszt’e ithaf ettiği senfonik eseri “Orta Asya Steplerinde” ile de müthiş bir başarı yakalamış.
 
 
Kızıl Ordu Korosu
 
Rus müziğinde, Kızıl Ordu Korosu’nun özel bir yeri var. 1928’de 12 sanatçı asker ile yola düşen, zamanla orkestranın ve dans grubunun eklendiği koro, öncelikle askerlere moral vermeyi ve onları kaliteli müzikle tanıştırmayı hedeflemiş. İlk resmi gösterilerini ülkenin en doğusunda demiryolu inşaatında çalışan askerleri ziyaret ederek yapmışlar. 1930’larda müzisyenlerin sayısı 300 kişiye ulaşmış. Halk şarkılarından dini müziklere, aryalardan popüler müziğe dek geniş bir yelpazede, cephelerde ve hastahanelerde binlerce kez konser vermişler. En çok alkışlanan parçaları Katyuşa, Kalinka, Kernina ve Ave Maria olmuş. Grubun ilk şefi olan Aleksandr Aleksandrov’un yerini daha sonra oğlu almış. Şimdi ise emekli Albay Leonid Malev yönetiyor koroyu. Adı artık “Aleksandrov Kızıl Ordu Halk Şarkıları ve Dansları Akademik Topluluğu”, ama kimsenin önemsediği yok bu isim değişikliğini, yine herkes “Kızıl Ordu Korosu” diyor. Başarıları ve prestijli imajı hafızalardan silinecek gibi de görünmüyor.
 
 
Bale Tiyatroları
 
Rus tiyatrosunda Bale Tiyatrolarının önemli bir yeri var. Olağanüstü dansçılar yetiştirmiş olan bu tiyatrolarda sahneye çıkmak, dünyanın diğer ülkelerindeki dansçıların bile en büyük rüyası. Rus Bale tiyatrolarından en meşhur olanı ise hiç kuşkusuz Bolşoy. Burası sanatın zirveye ulaştığı mekan olarak da adlandırılabilir. Moskova’ya giden turistlerin de olmazsa olmaz durağı olan Bolşoy, ünlü Tiyatro Meydanı’nda yer alıyor ve önünde Karl Marx’ın heykeli var. “Bolşoy” Rusçada “büyük” anlamına geliyor. 1825 yılında açılmış olan binası, beş kat localı ve 2 bin seyirci kapasiteli. Mimar Beauvais imzalı yapının, ön cephe alınlığındaki “Apollon Güneş Arabasında” heykeli, Pyotr Klodt’un eseri. Kuğu Gölü balesi ya da Rahmaninov’un besteleri gibi dünya klasiği olmuş bir çok eserin ilk gösterimlerinin yapıldığı yer Bolşoy. Seyircisine muhteşem bir görsellik sunan, çok büyük dansçılara sahip Bolşoy’un halihazırdaki ünlü balerinleri Maria Alexandrova, Svetlana Zaharova, Natalia Ossipova, Svetlana Lunkina ve Ekaterina Şipulina. Dansçılardan da Nikolay Tsiskaridze, Andrey Uvarov, Sergey Filin, Dmitri Gudanov ve Ivan Vasiliev önde geliyor..
 
St Petersburg’un göz bebeği Mariinski Tiyatrosu ise 1860 tarihli. Bolşoy’un baş rakibi olan Mariinski’nin salonu, mevcut bir sirk alanı üzerine bazı değişiklikler yapılarak inşa edilmiş. Bu yüzden çok orijinal bir biçimi var ve “U” şeklindeki yapısı ile İtalyan stilini andırıyor. O dönem dünyada hiçbir sahne böylesi bir genişliğe sahip değilmiş. Tabii bu boyutların olumsuzlukları da yaşanmış, sahnede gülünç durumlar belirmesin diye, yeni koreografi yöntemleri icat edilmiş. Rudolf Nureyev, Natalia Makarova ya da Mikhail Barişnikov gibi yetenekler bu tiyatroda yetişmişler. Mariinski, şimdilerde modernleşmeye, yıldızlarını elden kaçırmamaya, cazip ücret ve çalışma koşulları sağlamaya çalışıyor, bina da yenileniyor. Evgenya Obraztsova, Viktoria Tereşkina, Alina Somova, Yuliana Lopatkina, Diana Vişneva gibi yeni balerinlerin varlığı sevinç verici.
 
Aslında, Bolşoy’un ve Mariinski’nin dansçıları iki farklı ekol oluşturuyor. Bolşoy dansçıları daha atletik ve görselken, Mariinski’de duygulara ve lirizme ağırlık veriliyor. Ama her ikisinin de tarihe geçmiş yıldızları var ve tüm sanat dünyası onları saygıyla hatırlıyor.
 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1