New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

BEYAZ GECELER
ST. PETERSBURG

 

Çaykovski, Puşkin, Lermontov, Gogol, Dostoyevski, Rubinstein, Turgenyev, Rahmaninov, Anna Ahmatova.. Bu devleri yetiştiren St.Petersburg, Neva Nehri üzerindeki adalara yayılmış. UNESCO dünya mirası listesinde bulunan kent, “Kuzey’in Venedik’i” olarak da anılıyor.

 

 
St. Petersburg 4,7 milyon nüfuslu bir şehir. Baltık denizine dökülen Neva nehrinin deltasında, aslında yerleşime hiç de uygun olmayan bataklık bir alan üzerinde yaratılmış. Bu nedenle, kent kanallar, dereler ve göletlerle dolu. Bir adadan diğerine geçmek için her biri farklı boyut ve stilde 342 köprü yapılmış. Kıyılarında imparatorluğa ve asil Rus ailelerine ait malikanelerin bulunduğu kanallar üzerinde, hayranlık uyandıran köprüler bunlar. Kapsamlı bir kanal turuyla, mutlaka bu güzelliğin keyfini çıkarmak gerekiyor.
 
St. Petersburg, 1703 yılında kurulmuş. O dönemde Rus İmparatoru olan I. Petro, meraklı, enerjik, öğrenmeyi seven ve yenilikleri uygulamaya geçiren bir kişilik olarak biliniyor. Osmanlılar, bu sıra dışı hükümdara “Deli Petro” adını takmışlar ama, diğer ülkelerde “Büyük Petro” olarak tanınıyor. St. Petersburg kentini kuran ve 1918 yılına kadar Rus İmparatorluğunun başkenti olmasını sağlayan o. Ayrıca, halkı modern giysilerle, kahve ile ve Noel ağacı geleneğiyle de I. Petro tanıştırmış. Baltık Denizi’nin bu büyük liman şehri, Rus kimliğinin çağdaş ve Avrupai yüzü olmuş.
 
Keşif turu
 
İstanbul’un kardeş şehri olan St. Petersburg, insanın içini aydınlatan renklere sahip: Beyaz, altın rengi, turkuvaz, ördek sarısı, toprak sarısı, mavi, pastel pembe vs. Baş döndürücü keşif maratonuna Saray Meydanı’ndan başlamak gerek. Bir cephesi Neva nehrine, diğer cephesi ise Meydan’a bakan Ermitaj müzesinin boyutları insanı dehşete düşürüyor. Önünde her zaman uzun kuyrukların oluştuğu, yaklaşık 3 milyon paha biçilmez esere sahip müze dünyanın en büyük, en eski ve dikkat çekici müzelerinden. Barındırdığı tablo sayısıyla Guinness Rekorlar Kitabında ama bu eserlerin ancak bir bölümü sergilenebiliyor. İç mekanı kabartmalar, yaldızlar, oymalarla süslü olan barok yapının Batı Avrupa sanatı koleksiyonu, dünyanın en iyilerinden: Da Vinci, Goya, Matisse, Van Gogh, Picasso, Renoir, Cezanne, Rembrandt, vs. Son dönemde müzenin rutubet ve ziyaretçi akınıyla başı dertte. Söylentiye göre müzenin 50 de kedisi varmış, akşamları el etek çekilince tarih meraklısı farelerle ilgileniyorlarmış!
 
Biraz ileride Puşkin Müzesi ve Stroganof Sarayı var. Tuz ve kürk tüccarı, sanayici, toprak sahibi ve bürokrat olan Stroganof’lar Rusya’nın en zengin ailesi.
 
Aşçılarının icat ettiği mantarlı- kremalı biftek, bugün bile ailenin adını taşıyor.
 
 
Bütün ünlü yapıların yer aldığı, gezginlerin, yazarların ve şairlerin eserlerinde anlattığı Nevskiy Caddesi, bu peri masalı şehrinin tam orta yerinde, hem alışveriş merkezi, hem de gece hayatının nabzının attığı yer. Hemen yakınında, büyük anılarla dolu. Dostoyevski Müzesi var. Yazar ünlü “Karamazov Kardeşler“ romanını burada kaleme almış. “Suç ve Ceza”yı da hemen yakındaki 7 no’lu binada yazmış. Dostoyevski’nin Petersburg’da kiraladığı yirmiden fazla evin hepsi de iki sokağın birleştiği bir köşede yer alıyor ve penceresinden mutlaka bir kilise görülüyormuş. Ekmek Müzesi de yolunuzun üzerinde. Ama, yorulduysanız, Aleksandr Nevskiy Manastırı bahçelerinde soluk alarak, Çaykovski ve Dostoyevski’nin de mezarlarını görüp yolunuza devam edebilirsiniz.
 
Şehrin simgelerinden “Bronz Süvari” heykelinin yekpare granit taştan kaidesi 1.500 ton ağırlığında. Şaha kalkmış atıyla Petro, nerdeyse Neva‘nın üzerinden karşı kıyıya atlayacak gibi görünüyor. Şehrin sakinleri Bronz Süvari heykeli yerini koruduğu sürece Leningrad’ın ele geçirilemeyeceğine inanıyorlar. Ağır güzelliği ve debdebesiyle İshak Katedrali ise ziyaretçileri şaşkına uğratıyor. Süslemelerde bakır taşı, lacivert taşı, muhtelif renklerde mermer ve 400 kg. altın kullanılmış. Boyutlarıyla, Avrupa’nın üçüncü büyük katedrali. Ve konser salonu olarak kullanılan mavi-beyaz Smolny Katedrali’nin tepesine 277 basamakla çıkabilirseniz eğer, güzel bir manzara ile karşılaşabilirsiniz. Başlangıçta manastır olan katedral barok stilin başyapıtlarından.
 
2003’de 300.yaşını dolduran Petersburg’un ilk yapısı Petro ve Pavel Kalesi. Kalenin avlusunda yer alan çok katlı çan kulesinin altın renkli ince külahının üstünde uçan bir melek figürü duruyor. 1736 yılından beri, saat tam 12.00’de kaleden top atılıyor. Bu hiç değişmeyen bir gelenek.
 
Yazlık saraylar
 
Şehir merkezinden biraz mesafeli olsa da, mutlaka görülmesi gereken bir de Peterhof var. Rus sanatının ve mimarisinin doruk noktalarından biri olan Peterhof, Çar I.Petro’nun yazlık sarayı olarak inşa edilmiş, çizimi de bizzat Çar tarafından yapılmış. Çeşmelerin, şelalelerin, fıskiyelin ve heykellerin güzelliği ve çeşitliliği, ayrıca muhteşem bahçe düzenlemesi gözleri kamaştırıyor. Peterhof’a “Rus Versailles’ı” da diyenler var. Her yıl Mayıs ayında Fıskiye Şenliklerine evsahipliği yapıyor. Rusya’nın en eski fabrikası Petrodvorets saat fabrikası da burada. 1961’den beri Raketa saatlerini üretiyor.
 
Şehir merkezinin diğer tarafındaki Puşkin Köyü’nde yer alan Tsarskoye Selo ise, imparatorların yazlık saray ve bahçe kompleksiymiş. Bu yemyeşil alan, Puşkin’in ilk ilhamlarının kaynağı olduğu gibi ünlü Rasputin’in de bir süre gömülü olduğu yer. Buradaki Çar atları mezarlığının ise dünyada başka örneği yok. 120 mermer mezar taşında atların doğum ve ölüm tarihleri, işlevleri ve sahiplerinin adı yazıyor. Mavi cepheli, beyaz sütunlu Katerina Sarayı Rus barok üslubundaki başyapıtlardan biri. Taç salonunda masalsı güzelliğe sahip parke ve aynalı altın varakalı duvarlar, çini kaplamalı sobalar, altın renkli dantelli ahşap yontmalar var. En çarpıcı bölüm Katherina’nın çalışma odası, yani kehribar oda. Duvarları gerçek kehribar üzerine oyulmuş eserlerle süslü. Prusya kralı tarafından I.Petro’ya hediye edilmiş. 6 ton kehribarın kullanıldığı oda, dünyanın sekizinci harikası gibi. Aslında, II.Dünya Savaşında işgalciler tarafından sökülerek, Königsberg şatosuna kaçırılmış ve bir daha da izine rastlanmamış! Daha sonra, fotoğraflardan yola çıkılarak 30 yıllık bir çalışma sonucunda aynısı yeniden yapılmış. Bu arada, Yusupov Sarayı’nı da unutmayalım. Rus aristokrasisinin en zengin ikinci ailesi olan Yusupov’lar, milyonlarca hektar toprağa ve paha biçilmez sanat koleksiyonlarına sahip bir aile. Şehir merkezindeki saray, bugün, eski Rus asillerinin hayat biçimini gösteren bir müze. Saray, ünlü Rasputin’in son yemeğini yediği ve öldürüldüğü yer olarak da ünlü.
 
 
Beyaz Geceler Bu sakin şehrin izlemeye doyulmayan ünlü Beyaz Geceleri Mayıs sonu-haziran başı arasında. Güneşin batışı ile doğuşunun kızıllığı kesişiyor. Yaklaşık iki hafta güneş neredeyse hiç batmıyor. Bu süreçte Beyaz Geceler Festivali yapılıyor; müzik-tiyatro gösterileri, havai fişekler, yarışmalar ve geleneksel halk yürüyüşleri eşliğinde.
 
Bu arada Gogol Sokağı kalp atışlarınızı hızlandırabilir. 13 numarada Çaykovski yaşamış, 10 numarada Gogol, “Taras Bulba” ve “Müfettiş” i yazmış. 23 numarada Dostoyevski, “Beyaz Geceler” ve “Netoçka Nezvanova” yı kaleme almış. “Vals’in Kralı” Johann Strauss’un konser verdiği Pavlovsk’daki park yolu muhteşem. Rudolf Nureyev gibi sanatçılar yetiştirmiş olan Marinski Opera ve Bale Tiyatrosu başka bir ilgi odağı. Marinski Tiyatrosu, Bolşoy’un rakibi de sayılıyor. Bir başka göz kamaştırıcılık ise, Çaykovski’nin cenaze töreninin yapıldığı, granit sütunlarıyla ünlü Kazan Katedrali.
 
Dmitriy Medvedev ve Vladimir Putin’in de şehri olan St.Petersburg’ta, Puşkin’in, aşkı Natalya uğruna düelloda hayatını kaybetmeden önce son kez uğradığı yerde, Nevskiy caddesi 18 numaradaki Cafe Litteraturnoye’de kahvenizi yudumlamayı da unutmayın lütfen.
 
 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1