New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

YOKTAN VAR EDİLEN BAŞKENT
ASTANA

 

Astana, henüz 14 yıllık, yepyeni bir başkent. 1997 yılında başkent ilân edilmesiyle birlikte başlatılan mimarlık ve şehircilik çalışmaları, çok kısa sürede, ultra-modern ve hatta fütürist bir kentin ortaya çıkmasını sağlamış.

 

Kazakistan’ın başkenti Astana, bu ismi 1998’den beri taşıyor. Çünkü, Astana, Kazak dilinde “başkent” demek. Hemen, çarpıcı bir benzerliğe işaret etmek için b i r parantez açalım ve eskiden, Osmanlı döneminde, İstanbul’a da “pay-i taht”, yani “başkent” anlamında “Asitane” denildiğini hatırlatalım. Aslında, Astana’nın Çarlık Rusyası dönemindeki adı Akmolinsk, SSCB dönemindeki adı da, “Bakir Topraklar Şehri” anlamına gelen Tselinograd’mış. Kazakistan’ın bağımsızlığını ilân ettiği 1991 yılında, şehrin adı önce Akmola olarak değiştirilmiş. Akmola, “Ak türbe” anlamına geliyor. 1997 yılında, “başkent” olan şehrin adı, ertesi yıl da Astana olarak yenilenmiş.

Başkent olma süreci

Astana’nın kuruluşu, 1830 yılına rastlıyor. Çarlık Rusya’sı zamanında, o yıl İşim nehri kıyısına kurulan bir askeri karakol zamanla gelişip küçük bir kasabaya dönüşmüş. Önceleri, kasaba, tüccarların mallarını pazarladığı boş ve geniş alanlardan ibaretmiş. Sonra, şehrin merkezine küçük bir askeri kale inşa etmişler. Ardından, şehrin, bölge için önemli bir jeopolitik merkez haline dönüştüğü görülmüş. Sovyet döneminde, SSCB’nin tarım politikasının merkezine ve uçsuz bucaksız bir buğday ambarına dönüşen kente hem Rus yerleşimciler gelmeye başlamış, hem de esir Volga Almanları buraya nakledilmiş.

1939 yılında, nüfusu 33.000 olan kentte bugün 800.000’e yakın insan yaşıyor. Astana’nın başkent olma görevini Almatı’dan devralmasının başlıca nedenleri, stratejik ve coğrafi konumu, deprem riskinin az olması, zengin kaynakları, büyüme potansiyeli ve ülkenin modern bir başkente kavuşma isteği olarak belirtiliyor.

Ultra-modern

Astana Bugün, İşim nehrinin ikiye böldüğü şehir, nehir kıyısında yükselen rengârenk modern binalarıyla göz alıyor. Kıyı, keyif turları için Astana’lıların en gözde mekânı. İşim nehrinin cılız suları küçük bir barajla şehir merkezinde tutulmuş ve boğaz kıyısı gibi bir ortam yaratılmış.

Ülkenin bağımsızlığa kavuşmasından sadece dört yıl sonra, bozkırın ortasında kurulmaya başlayan şehrin ihtişamlı hükümet binaları, mermer sarayları ve geniş bulvarları, Orta Asya steplerinin çehresini değiştirmiş. Birbirini 90 derecelik açıyla kesen düzgün planlanmış caddeler özellikle dikkat çekiyor.

Dünyanın en büyük şantiyelerinden biri olarak kabul edilen Astana, aslında, Kazakistan Devlet Başkanı’nın gerçeğe dönüşen rüyası. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazabayev, Astana’nın bir “mega kent” olmasını ve dünyadaki ilk 30 şehir içinde yer almasını plânlamış. Aslında, Nazarbayev, Astana’yı tüm Kazakistan için bir gelişme modeli olarak görüyor. Bu nedenle, şehrin mimarî dizaynı, altyapısı ve halka getireceği refah katkısı için hedefler en üst düzeyde tutulmuş. Şehir, uluslararası bir ekip tarafından ve dünyaca ünlü mimarlarca şekillendiriliyor ve yeniden imar ediliyor. Birer mühendislik harikası olan dev ölçekli projeler, Kazakistan’ın göçebe geçmişiyle bugününün birleşimi olarak tasarlanmış. Yani, bir tür Avrasya sentezi. En modern eserlerde dahi Kazak ulusal kültüründen izler var. Ulusal kimlik hiç göz ardı edilmeden yaşanan bir değişim bu. Gösterişli yapıları ve kent planlamasıyla devasa bir kentsel dönüşüm projesi örneği olan Astana, şimdiden Orta Asya’nın cazibe merkezi haline gelmiş durumda. Kazakistan’ın modern yüzü Astana, gerçekten kendine özgü bir kent olmuş ve kendi kültürünü yansıtarak gelişmeye hız kesmeden devam ediyor.

Anıtsal yapılar

105 metre yüksekliğindeki Bayterek kulesi, Astana’nın simgesi olmuş bir anıt. Astana’yı kuş bakışı izleyebileceğiniz kule, bir efsaneden yola çıkılarak inşa edilmiş: Bayterek, Kazaklar için uzun ömürlülüğün ve bilgeliğin simgesi olan bir ağacın adı. “Ömür Ağacı” olarak da adlandırılıyor. “Samuruk” adlı bir kartal, her sene bu ağaçta bulunan yuvasına bir altın yumurta bırakır, fakat bir yılan gelip yumurtayı yutarmış. Yine bir gün yılan ağaca tırmanmaya başladığında, yumurtanın zarar göreceğini anlayan bir Kazak savaşçı okuyla yılanı öldürmüş. Bunun üzerine kartal, Kazak savaşçının efsanevî “yer altı” krallığından çıkmasına yardım etmiş. “Bayterek”, günümüzde de, barışın ve hoşgörünün simgesi sayılıyor. Anıtın tepesinde bulunan 22 metre çapındaki sarı yuvarlak bölüm, kartal yuvasındaki yumurtayı temsil ediyor. Panoramik salon ise Astana’nın 1997 yılında başkent olması nedeniyle 97. metrede yer alıyor. Anıtta ayrıca Devlet Başkanı Nazarbayev‘in sağ elinin izi var. Bu noktaya elinizi koyduğunuzda Kazakistan Milli Marşı çalmaya başlıyor. Anıtın içinde ayrıca sanat galerisi, akvaryum ve cafe’ler de var.

“Astana Barış ve Hoşgörü Piramidi” ise, dünya barışının ve dinler arası hoşgörünün sembolü olarak tasarlanmış bir yapı. 62 metre yüksekliğindeki bu dev piramidin içinde, 18 dine ait ibadet yerleri bulunuyor. İçinde ayrıca 1500 koltuklu bir opera salonu, müze, kültür merkezi, kış bahçesi, konferans salonu, sanat galerisi, cafe-restoran ve bir de kütüphane var. İleri bir ışıklandırma tekniği sayesinde, dış cephesi çeşitli renklerle aydınlatılabilen piramidi geceleri seyretmek ayrı bir şölen. Türk müteahhitleri tarafından inşa edilen Han Çadırı da, dünyanın en büyük şeffaf çadırı. Bu camdan yapı, 10 futbol stadyumunu kapsayacak büyüklükteki bir alışveriş ve eğlence merkezi. Astana’nın başkent ilan edilişinin 12. Yıldönümünde açılmış. 150 metre yükseklikteki çadırda bir park alanı, sokakları ve meydanları olan alışveriş merkezleri, mini golf sahası, küçük bir ırmak, hatta birçok durağı olan mono-ray sistemi var. Han Çadırı, sıcaklığın kışın -40’lara düştüğü Astana’da tropikal bir rüya yaşatıyor. Kumu Maldivler’den getirilmiş bir yapay plajı bile var. Yüzyılın mimari örnekleri arasında sayılabilecek fütürist özellikler sergileyen bu yapı, Orta Asya kültüründen hareketle oluşturulmuş bir konsepte sahip. 90 metre yüksekliğinde asimetrik bir koni formundaki şeffaf çatının kaplaması, doğal gün ışığından faydalanılacak şekilde tasarlanmış.

Bayterek kulesinin bulunduğu geniş alanın bir ucunda yer alan Cumhurbaşkanlığı Sarayı da Astana’nın önemli bir mimarlık anıtı. “Ak Orda” adı verilen bu yapı, Başkan Nazarbayev’in resmi ikâmetgâhı ve çalışma yeri. Başkan, yabancı konukları ile temaslarını burada gerçekleştiriyor. Bu amaçla, binanın içine, “yurt”, yani göçebe çadırı görünümlü, mermer bir salon yapılmış.

Ak Orda’nın en yüksek yeri 80 metreye ulaşıyor, kapladığı alan ise, 36.700 metrekareyi geçiyor. Ak Orda’nın hemen yakınındaki Astana Şehir Oditoryumu da dünyanın en büyüklerinden biri. “Step Çiçeği” olarak tasarlanan oditoryum, taç yaprakları gibi yükseliyor. İçerisinde mağazalar, restoranlar, sergi-gösteri salonları, sinemalar ve konser salonu bulunuyor. İç tasarımı bir uzay istasyonu gibi. Koyu mavinin oldukça baskın olduğu bir dış cephesi de çok iddialı.

Kazakistan’ın, hatta Orta Asya’nın en büyük camii de Astana’daki Nur Astana Camii. Hem geleneksel hem de modern çizgiler taşıyan Nur Astana, şehre Katar Emiri’nin hediyesi.

Ana binanın yüksekliği 40, kubbesinin yüksekliği 51, minareler ise 63 metre. 40, Hz. Muhammed’in vahiy aldığı yaşı, minarelerin yüksekliği ise vefat ettiği yaşı simgeliyor.

Astana’nın diğer çekim merkezleri arasında, 200’ü aşkın minyatür maketle Kazak şehirlerinin ve tarihi anıtların canlandırıldığı bir etnopark olan “Atameken” ve 2000’in üzerinde deniz canlısının barındığı “Duman” adıyla anılan dev akvaryum dikkat çekiyor.

Dünya Şehri

Astana, 1999 yılında UNESCO tarafından Dünya Şehri ünvanına lâyık görülmüş. Her yıl birçok fuar, festival, uluslararası müzik ve şarkı yarışmasına ev sahipliği yapıyor. Çağdaş Sanatlar Müzesi, Devlet Başkanlığı Kültür Merkezi, Sanatçılar Evi ya da Haz Samat gibi sanat galerileri ile Bayseyitova Ulusal Opera- Bale Tiyatrosu, Kazak Müzik-Drama Tiyatrosu ve Gorki Rus Drama Tiyatrosu gibi mekânlar Kazakistan’ın sanata açılan kapıları. Geçen yıl İstanbul’da yapılan “Türkçe Konuşan Ülkeler Zirvesi”nde alınan karar uyarınca, Astana, 2012 yılında “Türk Dünyasının Başkenti” ünvanını taşıyacak. Etnik ve dinî çeşitliliğin uyum içinde birlikte yaşayabildiği Astana’ya, “Avrasya’nın kalbi” diyenler de var.

Astana’nın ekonomik temellerini akademik yaşam, tıbbî çalışmalar, ileri teknoloji ve turizm oluşturuyor. Bu alanlarda ilerleme kaydedildikçe, şehir daha da gelişecek. Tabii, inşaat ve ulaştırma sektörlerinin önemini de göz ardı etmemek lâzım. Aslında, bütün bunların, Nazarbayev’in tüm ülkeye yaymak istediği ekonominin bir mikro-modeli olduğu biliniyor.

Astana genç ve enerjik bir nüfusa sahip, yoğun da göç alıyor. Şehrin merkezi ile Tren istasyonu arasında kalan kesim, bağımsızlıktan bu yana en az değişikliğe uğrayan bölüm. Binalar Sovyet döneminden kalma; merkezi sıcak su şebekesi ve kalorifer tesisatına sahip. Bu eski binaların modernizasyonu için de çalışılıyor. Astana Büyük Çarşısı da bu bölgede. Pazar yerleri alışverişin atar damarı. Meyve-sebzeden kıyafete, çaydan gözlüğe, parfümden tencereye kadar çok geniş bir yelpazede, hem de uygun fiyata her şeyi bulmak mümkün.

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1